Sayfalar

31 Ocak 2015 Cumartesi

GELECEĞİ MERAK ETMEYİ BIRAKIN, ÖNEMLİ OLAN…(3)

Bu başlıkla yazdığım ilk yazıda, geleceği merak etmeyi bir yana bırakarak, geçmişimizin farkına varmamız gerektiğinden bahsetmiş ve geçmiş, “an” da kalmak, kader ve lütuf kavramları üzerinde durmuştum. Bir sonraki yazıda ise, düşünce, duygu ve davranış üçlemesini irdelemiş, duygu ve davranışlarımızı belirleyen temel etkenin çoğu kez farkına bile varmadığımız düşünce kalıplarımız olduğunu söylemiştim.

O halde, hayatımıza ket vuran, ilerlememize engel olan bu düşünce kalıplarımız ile ne yapacağız? Öyle ya, toptan zihnimizi çıkartıp yerine yeni bir zihin koyamayacağımıza göre, ya olan biteni “kader” diye kabulleneceğiz ya da “Az Seçilen Yol” a gireceğiz.

Geçmişimizi değiştirmemiz mümkün değildir. Bugüne kadar olan biten her şey ve bizde bıraktığı izler gerçektir ve söküp atamayız. Ancak olaylara verdiğimiz tüm tepkileri değiştirebiliriz.
Bazı şeyleri neden öyle yaptığımızı açıklamak için öne sürdüğümüz tüm mazeretleri bir yana bırakarak, yepyeni bir başlangıç yapabiliriz.


Şimdi size bir soru sormak istiyorum? Sizce insana özgü kaç tane duygu vardır? Olumlu ya da olumsuz bir sürü öyle değil mi? Emin misiniz? Peki ben insana özgü sadece iki duygu olduğunu, diğer hepsinin en derininde bu iki duygunun bulunduğunu söylesem ne dersiniz? Olumlu tüm duygularımızın en derininde sevgi, olumsuz tüm duygularımızın en derininde ise korku vardır.

Örnek üzerinden açıklamaya çalışayım.
Diyelim ki, işyerinde önemli bir proje üzerinde çalışıyorsunuz ve ertesi gün sabah saat 9.da bütün yönetim kurulunun katılacağı toplantıda        proje sunumu yapacaksınız. Proje, satışları beklentilerin oldukça altında olan bir ürünün satış grafiğini artırmaya yönelik bir dizi strateji ile ilgili.

Oldukça neşeli evden çıktınız, o da ne! İşyerine gidiş güzergahınızda bir yol çalışması var ve trafik neredeyse durma noktasında, bir süre sonra toplantıya yetişemeyeceğinize dair ciddi bir endişe duymaya başladınız. Şimdi bu endişeye bakalım; en derinde “işinizi kaybetme korkusu”, “eleştirilme korkusu”, “patrondan fırça yeme korkusu”, “projenin sizden alınması ve ciddi bir primi kaybetme korkusu” olabilir mi? Yol bir türlü açılmayınca,  gitmeyen araç sürücülerine, yolu açamayan beceriksiz polise inanılmaz bir öfke duymaya başladınız, hani imkanı olsa inip ağızlarını, burunlarını dağıtacaksınız. Öfke zannettiğiniz şey, aslında yukarıda sıraladığım korkular olabilir mi?

Biraz önce telefonu kapattınız, içiniz içinize sığmıyor, çok ama çok mutlusunuz. Hep adınızın bir yerlerde çıkmasını, insanların sizin yaptıklarınızdan bahsetmesini hayal etmiştiniz, işte nihayet bir adım attınız, katıldığınız öykü yarışmasını düzenleyen yayınevinden aradılar. Yarışmada yazdığınız öykü birinci olmuş, önümüzdeki hafta sonu, şehrin en büyük kongre salonunda düzenlenecek bir törenle ödüller verilecek, tıpkı düşlediğiniz gibi, herkes ama herkes orada olacak. Şimdi, hissettiğiniz mutluluğa yakından bakalım; en derinde  “kendinizi sevmeniz”, “yazmayı sevmeniz”, “popüler olmayı sevmeniz”, “takdir edilmeyi sevmeniz” olabilir mi?

Sevgi bizi besler, yolumuzu açar, zoru kolay hale getirir, yaşama enerjisi verir. Sevgi bir sihirdir, bizi hayal ettiğimiz her yere taşıyan, bulutların üzerine çıkaran bir sihir…

Peki ya korku? Korku ve türevi olan diğerleri, yaşam enerjimizi yok eden, bizi kıpırdayamaz, karar alamaz, aldığımız kararları uygulayamaz hale getiren oraklı,boynuzlu çirkin bir şeydir.

Geçmişimizi değiştiremeyiz ama verdiğimiz tepkileri değiştirebiliriz demiştim. O halde neyi değiştirmeliyiz? Bingo!!! Korku ve ondan türeyen her şeyi…

Bir sonraki yazıda duyguların detayına girmeye başlıyoruz.

Sevgiyle Kalın
Nilgün TURAN