Sayfalar

1 Şubat 2015 Pazar

GERÇEKTEN HER ZAMAN HAKLI OLAN BİZ MİYİZ?

Bana katılır mısınız bilemiyorum ama, hayat bana çoğu kez, haklılığımızı kanıtlamak için çıktığımız bir arena gibi geliyor. Bana “sana katılmıyorum, ben karşımdakine de daima hak veririm” diyebilirsiniz. O halde şunu bir düşünün; fikirlerinize karşı çıkan birisinin de haklı olabileceğini en son ne zaman kabul ettiniz?

Birisine hak vermek, onun söylediklerinde de gerçeklik payı olabileceğini kabul etmek bize yenilgi gibi geliyor. Bu nedenle de daima savunmada kalıyoruz. Savunmada kaldığımız için de dinlemiyoruz. Birisi konuşurken onu dinlemek yerine, söylediklerine nasıl cevap vereceğimizi düşünüyoruz. Böyle olunca da karşımızdakinin dediğini duymuyor, kelimelerinin içindeki mutluluğu, mutsuzluğu ya da yardım çığlığını hiç bilemiyoruz. Çünkü tek bir amacımız var, daima haklı olmak…

Haklı olabilmek uğruna, birilerini eleştiriyor ya da yargılıyoruz.
Derinlemesine bilmeden, olaylar, insanlar hakkında kararlar veriyoruz. Haklı olma konusunu arada bir de olsa bir kenara bırakabilsek acaba nasıl bir hayatımız olurdu?

Bence;
Çocuklarımıza karşı daima haklı olma yarışı içinde olmayacağımızdan, onların ne söylediklerini duyardık. Duyduğumuz şeylerle onların da bir birey olduğunu daha çabuk kabul eder, yetenekli oldukları konuları görebilir, hayallerinde onları desteklerdik. Kendisinin de haklı olma ihtimali olduğunu bilen çocuğumuz bizimle daha açık bir iletişim kurar, mutluluk ya da mutsuzluklarını daha çok paylaşır ve fikirlerini cesurca savunurdu. En önemlisi yetişkin olmanın ilk şartı olan “hayır” demeyi öğrenir, böylece hayatı boyunca inanmadığı, kendine yanlış gelen hiçbir şeyi ne olursa kabul etmezdi. Birbirinin fikirlerine saygı gösteren bu gençlerin yaşadığı toplumlarda şiddet, fitne daha az olacağından gençler enerjilerini üretmeye,öğrenmeye harcarlardı.

Eşler karşılıklı olarak daima haklı olma yarışı içinde olmayacağından, birbirlerini duyar ve empati kurarlardı. Birbirlerinin beklentilerden haberleri olur, işler ters gitse bile oturup düzeltmek için daha fazla çaba harcarlardı. Kendisinin de haklı olma ihtimalini bilen kadın/erkek, düşüncelerini açıkça paylaşır, böylece ortak fikirler üretme yolunu bulabilirlerdi. Sonuç olarak, daha az insan boşanır, daha fazla evlilik tam bir uyum içinde olur, daha fazla çocuk sağlıklı bir aile ortamında yetişirdi.

İşyerinde yöneticilerin daima haklı olma çabası olmayacağından, insanlar düşüncelerini açıkça paylaşır, inandıkları önerileri çekinmeden söylerlerdi. Zorlamayla ya da danışmanlık firmalarına avuç dolusu para vermeye gerek kalmadan bir kurum kültürü oluşur, sonuç olarak daha üretken ve verimli bir çalışma hayatı olurdu.

Bir insan her zaman haklı olamaz. Yargılarımızın, fikirlerimizin daima tam isabetli olması mümkün değildir. Akıl akıldan, el elden üstündür. Her insan biriciktir, birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. Ama ilk öğrenmemiz gereken, karşımızdakini üstünlük kurma çabası içinde olmadan, tüm duyularımız ile dinleyebilmektir.

Sevgiyle Kalın
Nilgün TURAN