Sayfalar

21 Ocak 2015 Çarşamba

GELECEĞİ MERAK ETMEYİ BIRAKIN, ÖNEMLİ OLAN…(2)

İlk yazımda geleceği merak etmeyi bir kenara bırakıp, geçmişin farkına varmalıyız demiştim. Geçmişi anlarsak “an”da kalarak, geleceğimizi şekillendirmek için dolu bir heybeyle yola çıkacağımızdan bahsetmiştim.

Biz insanlar, düşünce, duygu, davranış üçlemesiyle hayatımızı ve çevremizle olan ilişkimizi şekillendiriyoruz. Bu üçlüden, çevremize yansıyan davranışlarımız, bizim bilebildiğimiz ise duygularımızdır. Öfke, sevgi, korku, güven, güvensizlik, nefret, kıskançlık, mutluluk gibi çok çeşitli şeyler hissederiz. Bu duygular bize aittir, biz biliriz, biz yaşarız, kimse, en yakınımız bile tam olarak hissettiğimiz şeyin neye benzediğini bilemez.
Duygularımız davranışlarımızı belirler, bağırırız, kavga ederiz, güleriz, ağlarız, kaçarız, sadece dudaklarımız değil vücut dilimiz de konuşmaya başlar,  şekilden şekle gireriz. Bir bütün olarak görünüşümüzün neye benzediğini asla bilemeyiz, bizi ve davranışlarımızı tüm çıplaklığı ile sadece çevremiz görür. Duygularımız ile meşgul olan biz ve davranışlarımızla etkilediğimiz çevremiz bütün bunlara neyin sebep olduğunu hiç dikkate almaz, ortada olan herkes için yeterince açıktır. Oysa “ne oldu da böyle oldu” sorusunun cevabı, olumsuzu değiştirmek, olumluyu mükemmele çevirmek için gereklidir ve geçmişi ancak böyle anlarız. Bu sorunun cevabı düşüncelerde gizlidir.

Doğduğumuz andan başlayarak, basitten karmaşığa doğru düşünce kalıpları oluşturmaya başlarız, bu kalıpları farkına bile varmadan gerektiğinde kullanmak üzere zihnimizde bir yerlerde arşivleriz. Ergenliğe girdiğimizde arşivin önemli kısmı hazırdır, boş kalan azıcık yere de ergenlikte geliştirdiğimiz bazı kalıpları sıkıştırır ve yola koyuluruz. Yolculuk boyunca, hiç farkına varmadan, duygu ve dolayısıyla davranışlarımızı belirleyen arşivdeki işte bu düşünce kalıplarıdır. Örneğin, ebeveynlerimiz her fikrimizi ifade ettiğimizde, fikrimize bir kusur bulup bizi eleştirmişlerse, “fikirlerini kendine sakla, yoksa herkese rezil olursun” düşünce kalıbı arşivin bir köşesine özenle kaldırılır. Hayat boyu ne zaman önemli bir konuda fikir söylememiz gerekse, arşiv kaydı açılır ve kişinin kendi için bulduğu en uygun tepki o anda ortaya çıkar. Kişi yıllar içinde “herkese rezil olmamak "adına, mutlaka bir tepki geliştirmiştir. Örneğin, kaçmak, bu tip ortamlara girmemek, asla net bir fikir beyan etmemek gibi, bu görünen davranıştır. Kişinin hissettiği ise,  öfke, güvensizlik ya da korku olabilir. Oysa arkada kimselerin farkında olmadığı bir düşünce vardır ve aslında bu kalıplar kararlarımızı, tercihlerimizi, geleceğimizi şekillendirir.

O halde, geleceği öğrenmek için medyumlardan medet ummak yerine, geleceğimizi şekillendirmek için zihnimizdeki arşive bakmak doğru olmaz mı? Arşivdeki, işe yaramayan, hayatımıza ket vuran, gelişmemizi engelleyen tüm kalıpları çöpe atarak, yerine, bizi hedeflerimize taşıyacak yepyeni kalıplar koymak kulağınıza nasıl geliyor?

Aynı başlıkla 3 numaralı yazı ile bu konudaki düşüncelerimi paylaşmaya devam edeceğim.
Sevgiyle Kalın
Nilgün TURAN